8 Ocak, 2010 3:17 pm
· Kategori: NUR'DAN DAMLALAR
Ehadîs-i şerifede gelmiş ki: “Âhir zamanın Süfyan ve Deccal gibi nifak ve zındıka başına geçecek eşhas-ı müdhişe-i muzırraları, İslâm’ın ve beşerin hırs ve şikakından istifade ederek az bir kuvvetle nev’-i beşeri hercümerc eder ve koca Âlem-i İslâmı esaret altına alır.
EY EHL-İ ÎMAN! Zillet içinde esaret altına girmemek isterseniz, aklınızı başınıza alınız! İhtilâfınızdan istifade eden zalimlere karşı

kal’a-i kudsiyesi içine giriniz; tahassun ediniz. Yoksa ne hayatınızı muhafaza ve ne de hukukunuzu müdafaa edebilirsiniz. Ma’lûmdur ki; iki kahraman birbiriyle boğuşurken; bir çocuk, ikisini de döğebilir. Bir mizanda iki dağ birbirine karşı müvazenede bulunsa; bir küçük taş, müvazenelerini bozup onlarla oynayabilir; birini yukarı, birini aşağı indirir. İşte ey ehl-i îman! İhtiraslarınızdan ve husumetkârâne tarafgirliklerinizden kuvvetiniz hiçe iner, az bir kuvvetle ezilebilirsiniz. Hayat-ı içtimâîyenizle alâkanız varsa,

düstûr-u âliyeyi düstûr-u hayat yapınız, sefâlet-i dünyeviyeden ve şekavet-i uhreviyeden kurtulunuz!..
Kalıcı Bağlantı
23 Aralık, 2009 3:05 pm
· Kategori: NUR'DAN DAMLALAR
Irkçılık fikri, Emevîler zamanında büyük bir tehlike verdiği ve hürriyetin başında “kulüpler” suretinde büyük zararı görülmesi ve Birinci Harb-i Umumîde yine ırkçılığın istimaliyle mübarek kardeş Arapların mücahid Türklere karşı zararı görüldüğü gibi, şimdi de uhuvvet-i İslâmiyeye karşı istimal edilebilir ve istirahat-i umumiye düşmanları gizli dinsizler, yine o ırkçılıkla büyük zarar vermeye çalıştıklarına emareler görünüyor. Halbuki, menfî hareketle başkasının zararıyla beslenmek ırkçılığın seciye-i fıtrîsi olduğu halde, evvelâ başta Türk milleti dünyanın her tarafında Müslüman olduğundan onların ırkçılıkları İslâmiyetle mezc olmuş, kabil-i tefrik değil. Türk,Müslüman demektir. Hattâ Müslüman olmayan kısmı, Türklükten de çıkmışlar. Türk gibi Araplarda da Araplık ve Arap milliyeti İslâmiyetle mezcolmuş ve olmak lâzımdır. Hakikî milliyetleri İslâmiyettir. O kâfidir. Irkçılık, bütün bütün bir tehlike-i azîmdir.
Kalıcı Bağlantı
3 Aralık, 2009 5:45 pm
· Kategori: NUR'DAN DAMLALAR
Hacc-ı Şerif bil’asale herkes için bir mertebe-i külliyyede bir ubûdiyyettir. Nasılki bir nefer, bayram gibi bir yevm-i mahsusta ferik dairesinde bir ferik gibi pâdişahın bayramına gider ve lütfuna mazhar olur. Öyle de: Bir Hacı, ne kadar ami de olsa, kat’-ı merâtib etmiş bir veli gibi umum aktar-ı arzın Rabb-ı Azîmi ünvanıyla Rabbine müteveccihtir. Bir ubûdiyyet-i külliyye ile müşerreftir.
Kalıcı Bağlantı
30 Ekim, 2009 2:34 pm
· Kategori: NUR'DAN DAMLALAR
Halbuki Allah’ı bilmek, bütün kâinatı ihata eden Rububiyetine ve zerrelerden yıldızlara kadar cüz’i ve küllî her şey onun kabza-i tasarrufunda ve kudret ve irâdesiyle olduğuna kat’i îman etmek ve mülkünde hiçbir şeriki olmadığına ve 
kelime-i kudsiyesine, hakîkatlarına îman etmek, kalben tasdik etmekle olur.
Kalıcı Bağlantı
11 Ekim, 2009 3:18 pm
· Kategori: NUR'DAN DAMLALAR
Tevhidin pek çok mertebeleri bulunuyor. Hem tevhid, en ehemmiyetli ve en halâvetli ve en yüksek bir vazife-i kudsiye ve bir fariza-i fıtriye ve bir ibâdet-i îmâniyedir. Öyle ise, gel bir mertebeyi daha bulmak için, bu ibrethânenin diğer bir menzilinin kapısını daha açmalıyız. Çünkü aradığımız hakîki tevhid, yalnız tasavvurdan ibâret bir mârifet değildir. Belki, ilm-i Mantık’ta tasavvura mukabil ve mârifet-i tasavvuriyeden çok kıymettar ve bürhanın neticesi olan ve ilim denilen tasdiktir. Ve tevhid-i hakîki öyle bir hüküm ve tasdik ve iz’an ve kabuldür ki; her bir şeyle Rabbını bulabilir. Ve her şeyde Hâlıkına giden bir yolu görür ve hiç bir şey huzuruna mâni olmaz. Yoksa Rabbını bulmak için her vakit kâinat perdesini yırtmak, açmak lâzımgelir.
Kalıcı Bağlantı
26 Eylül, 2009 2:15 pm
· Kategori: NUR'DAN DAMLALAR
Ehl-i velâyetin amel ve ibadet ve sulûk ve riyazetle gördüğü hakîkatlar ve perdeler arkasında müşahede ettikleri hakâik-i îmaniye, aynen onlar gibi Risâle-i Nur; ibadet yerinde, ilim içinde hakîkata bir yol açmış; sülûk ve evrad yerinde, mantıkî bürhanlarla ilmî hüccetler içinde hakîkat-ül hakâika yol açmış; ve ilm-i tasavvuf ve tarikat yerinde, doğrudan doğruya İlm-i Kelâm içinde ve İlm-i Akîde ve Usul-id Din içinde bir velâyet-i Kübrâ yolunu açmış ki; bu asrın hakîkat ve tarikat cereyanlarına galebe çalan felsefî dalâletlere galebe ediyor, meydandadır. Teşbihte hata olmasın, nasıl ki Kur’ânın gâyet kuvvetli ve mantıkî hakîkatı, sâir dinleri felsefe-i tabiiyenin savletinden ve galebesinden kurtarıp onlara bir nokta-i istinâd oldu, taklîdî ve aklın haricindeki usullerini de bir derece muhafaza etti.
Kalıcı Bağlantı
4 Eylül, 2009 3:24 pm
· Kategori: NUR'DAN DAMLALAR
Rivayat-ı sahiha ile “Leyle-i Kadr’i; nısf-ı âhirde, husûsan aşr-ı âhirde arayınız.” ferman etmesiyle, bu gelecek geceler, seksen küsur sene bir ibâdet ömrünü kazandıran Leyle-i Kadr’in gelecek gecelerde ihtimâli pek kavî olmasından istifâdeye çalışmak, böyle sevablı yerlerde bir saadettir.
Hadîs-i şerifin sırrıyla Ramazan-ı Şerif’in nısf-ı âhirinde, hususan aşr-ı âhirde, hususan tek gecelerde, husûsan yirmi yedincisinde; seksen küsur sene bir ibâdet ömrünü kazandırabilen Leyle-i Kadr’in ihyasına ve herbiriniz umum Nur talebeleriyle beraber, hususan bu biçâre çok kusurlu, hasta, zaîf kardeşinizi hissedar etmenizi ve herbirinizin dualarınızın binler ma’nevî âmînlerin tey’idiyle dergâh-ı İlâhîde kabul olmasını rahmet-i İlâhîyeden niyaz ediyoruz.
Kalıcı Bağlantı
13 Ağustos, 2009 2:20 pm
· Kategori: NUR'DAN DAMLALAR
Şu mübârek Şehr-i Ramazan(ramazan ayı), Leyle-i Kadr’i ihâta ettiği için, kendisi de ömür içinde bir leyle-i kadirdir ki, muvaffak olanın ömrüne bin ömür katar. Dakikası bir gündür. Saati iki ay, günü bir-kaç sene hükmünde bir ömr-ü bâkidir.
Kalıcı Bağlantı
12 Ağustos, 2009 1:08 pm
· Kategori: RASTGELE
Online post-it, notlarınızı kaydetmenizi ve yönetmenizi sağlayan ücretsiz ve limitsiz bir servistir. Sadece 10 saniye içerisinde üye olabilir ve uygulamayı kullanabilirsiniz. E-mail onayı ve aktivasyonu gibi rutinler yoktur. Lütfen neler yapabileceğinize bir bakın:
- Panoya bir post-it sürükleyin ve bırakın; pozisyonunu değiştirin, tekrar boyutlandırın ve içeriğini dilediğiniz gibi düzenleyin. Kullanımı çok kolay.
- Yazdığınız hiçbir şey asla kaybolmaz; çünkü post-it ‘leriniz otomatik olarak kaydedilir.
- Takvimden bir gün seçin, panoyu sadece seçtiğiniz gün için düzenleyin ve ajandanızı yönetin.
- Kaydedebildiğiniz kadar not kaydedin. Kayıt sayısıyla ilgili herhangi bir limit yok.
- Notlarınızı e-mail adresinize gönderin.
- Size özel bir tema rengi belirleyin.
Kalıcı Bağlantı
6 Ağustos, 2009 2:04 pm
· Kategori: NUR'DAN DAMLALAR
Kur’ân-ı Hakîm’in nass-ı hadîs ile herbir harfinin on sevabı var; on hasene sayılır, on meyve-i Cennet getirir. Ramazan-ı Şerifte herbir harfin, on değil bin ve Âyetü’l-Kürsî gibi âyetlerin her bir harfi binler ve Ramazan-ı Şerifin Cum’alarında daha ziyâdedir.
Ve Leyle-i Kadir’de otuz bin hasene sayılır. Evet herbir harfi otuz bin bâki meyveler veren Kur’ân-ı Hakîm, öyle bir nurânî şecere-i tûbâ hükmüne geçiyor ki; milyonlarla o bâki meyveleri, Ramazan-ı Şerif’te mü’minlere kazandırır. İşte gel, bu kudsî, ebedî, kârlı ticarete bak, seyret ve düşün ki: Bu hurufatın kıymetini takdir etmeyenler ne derece hadsiz bir hasarette olduğunu anla!
Kalıcı Bağlantı
25 Haziran, 2009 1:12 pm
· Kategori: NUR'DAN DAMLALAR
Herbir hasenenin sevabı başka vakitte on ise, Receb-i şerifte yüzden geçer; Şaban-ı muazzamda üç yüzden ziyâde; ve Ramazan-ı Mübârekte bine çıkar ve Cuma gecelerinde binlere; Leyle-i Kadirde otuz bine çıkar. Bu pekçok uhrevî faideleri kazandıran ticaret-i uhreviyenin bir kudsî pazarı ve ehl-i hakîkat ve ibâdet için mümtaz bir meşheri ve üç ayda seksen sene bir ömrü ehl-i îmana te’min eden Şuhûr-u Selâseyi böyle bire on kâr veren Medrese-i Yusufiyede geçirmek, elbette büyük bir kârdır.
Kalıcı Bağlantı
12 Haziran, 2009 2:18 pm
· Kategori: NUR'DAN DAMLALAR
İki-üç gün evvel, Yirmi ikinci Söz tashih edilirken dinledim. Gördüm ki; içinde hem küllî zikir, hem geniş fikir, hem kesretli tehlil, hem kuvvetli îmân dersi, hem gafletsiz huzur, hem kudsî hikmet, hem yüksek bir ibâdet-i tefekküriye gibi nurlar var. Bir kısım şâkirdlerin ibâdet niyetiyle risâleleri ya yazmak veya okumak veya dinlemekliğin hikmetini bildim. Bârekâllah dedim. Hak verdim.
Kalıcı Bağlantı
20 Mayıs, 2009 1:47 pm
· Kategori: NUR'DAN DAMLALAR
1— Yâni: Yalnız biri iste, başkaları istenmeye değmiyor.
2— Biri çağır, başkaları imdada gelmiyor.
3— Biri taleb et, başkalar lâyık değiller.
4— Biri gör, başkalar her vakit görünmüyorlar, zeval perdesinde saklanıyorlar.
5— Biri bil, mârifetine yardım etmeyen başka bilmekler faidesizdir.
6— Biri söyle, O’na ait olmayan sözler mâlâyanî sayılabilir.
Kalıcı Bağlantı
7 Mayıs, 2009 3:32 pm
· Kategori: NUR'DAN DAMLALAR
Bir zaman gençlik gecesinin uykusundan ihtiyarlık sabahıyla uyandığım vakit kendime baktım; vücûdum kabir tarafına bir inişten koşar gibi gidiyor. Niyazi-i Mısrî’nin
Günde bir taşı binayı ömrümün düştü yere,Can yatar gafil, binası oldu vîran bîhaber…
dediği gibi, ruhumun hânesi olan cismimin de hergün bir taşı düşmekle yıpranıyor… ve dünya ile beni kuvvetli bağlayan ümidlerim, emellerim kopmaya başladılar. Hadsiz dostlarımdan ve sevdiklerimden müfarakat zamanının yakınlaştığını hissettim. O ma’nevî ve çok derin ve devasız görünen yaranın merhemini aradım, bulamadım. Yine Niyâzi-i Mısrî gibi dedim ki:
Dil bekası, Hak fenası istedi mülkü tenim, Bir devasız derde düştüm, ah ki Lokman bîhaber
Kalıcı Bağlantı
15 Nisan, 2009 2:15 pm
· Kategori: NUR'DAN DAMLALAR
Evet, Kur’ân’da Zât-ı Ahmediyeye en büyük makam vermek ve dört erkân-ı imaniyeyi içine almakla Lâ ilâhe illâllah rüknüne denk tutulan Muhammedun Resulullah risalet-i Muhammediye (a.s.m.) kâinatın en büyük hakikati ve zat-ı Ahmediye (a.s.m.) bütün mahlûkatın en eşrefi ve hakikat-i Muhammediye (a.s.m.) tabir edilen küllî şahsiyet-i mâneviyesi ve makam-ı kudsîsi, iki cihanın en parlak bir güneşi olduğuna ve bu hârika makama liyakatine dair pekçok hüccetleri ve emareleri, katî bir surette Risale-i Nur’da ispat edilmiş
Kalıcı Bağlantı
8 Nisan, 2009 2:08 pm
· Kategori: NUR'DAN DAMLALAR
Âyâ bu insan zanneder mi ki, başı boş kalacak? Hâşâ!.. Belki insan, ebede meb’ustur(gönderilecektir) ve saadet-i ebediyeye ve şekavet-i dâimeye(daimi azap) namzeddir. Küçükbüyük, azçok her amelinden muhasebe görecek. Ya taltif veya tokat yiyecek
Kalıcı Bağlantı
1 Nisan, 2009 2:13 pm
· Kategori: NUR'DAN DAMLALAR
Her kim hayat-ı fâniyyeyi esas maksat yapsa, zâhiren bir cennet içinde olsa da mânen cehennemdedir ve her kim hayat-ı bâkiyyeye ciddî müteveccih ise, Saadet-i Dâreyne mazhardır. Dünyası ne kadar fena ve sıkıntılı olsa da; Dünyasını, Cennet’in intizar(bekleme) salonu hükmünde gördüğü için hoş görür, tahammül eder, sabır içinde şükreder…
Kalıcı Bağlantı
6 Mart, 2009 5:15 pm
· Kategori: NUR'DAN DAMLALAR
İ’lem Eyyühel-Aziz! Şu gördüğün büyük âleme büyük bir kitab nazariyle bakılırsa, Nur-u Muhammedî (A.S.M.) o kitabın kâtibinin kaleminin mürekkebidir. Eğer o âlem-i kebir, bir şecere(agaç) tahayyül(hayal) edilirse, Nur-u Muhammedî hem çekirdeği, hem semeresi(meyvesi) olur. Eğer dünya mücessem bir zîhayat farzedilirse, o nur onun ruhu olur. Eğer büyük bir insan tasavvur edilirse, o nur onun aklı olur. Eğer pek güzel şaşaalı bir Cennet bahçesi tahayyül edilirse, Nur-u Muhammedî onun andelîbi(bülbül) olur. Eğer pek büyük bir saray farzedilirse, Nur-u Muhammedî o Sultan-ı Ezelî’nin makarr-ı saltanat ve haşmeti ve tecelliyat-ı cemâliyesiyle âsâr-ı san’atını hâvi olan o yüksek saraya nâzır ve münâdî(davetçi) ve teşrifatçı olur. Bütün insanları dâvet ediyor. O sarayda bulunan bütün antika san’atları, hârikaları ve mu’cizeleri târif ediyor. Halkı o saray sâhibine, sâniine îman etmek üzere câzibedar, hayret-efzâ dâvet ediyor.
Kalıcı Bağlantı
21 Şubat, 2009 3:49 pm
· Kategori: NUR'DAN DAMLALAR
Bu âyet-i uzmânın sırrıyla, insanın bu dünyaya gönderilmesinin hikmeti ve gayesi; Hâlık-ı Kâinat’ı tanımak ve ona îman edip ibâdet etmektir. Ve o insanın vazife-i fıtratı ve farîza-i zimmeti, mârifetullah ve îman-ı billâhdır ve iz’an ve yakîn ile vücûdunu ve vahdetini tasdik etmektir.
Kalıcı Bağlantı
14 Şubat, 2009 4:12 pm
· Kategori: NUR'DAN DAMLALAR
”Her geçen gün dünyanın fena ve fani yüzünü daha ziyade üryanlıgıyla(çıplaklıgıyla) göstermekte,bu hayatta baki ve sermedi hayat için birşey kazanılmadan geçen vakitlere teessür hasıl ettirmektedir.”
“Eyvah!Aldandık.Şu hayat-ı dünyeviyeyi sabit zannettik.O zan sebebiyele bütün bütün zayi ettik.Evete şu güzeran-ı hayat(hayatın geçmesi) bir uykudur,bir rüya gibi geçti.Şu temelsiz ömür dahi bir rüzgar gibi uçar gider.”
”Kabrin arkası için çalışınız,hakiki saadet ve lezzet ondadır.”
Kalıcı Bağlantı
Eski Yazılar »